Türkiye'nin geçmişten günümüze proje arşivi.

Bir mağarada yaşamak, insanı doğallığın güzelliğiyle yüzleştiren kendine özgü bir deneyim. İnsan olarak doğal olduğumuzu unuttuğumuz bir dönemde yaşam alanlarımızı da yapaylaştırdık; oysa ihtiyacımız olan her şey doğanın içinde. The Cave Loft projesi daha önce depo ve hayvan barınağı olarak iki bağımsız alandan oluşuyordu. Yanmış yüzeyler ve farklı taşlarla kaplanmış bölümler gibi kullanıma uygun olmayan bir dokuya sahipti; mağara yükseklikleri düşük seviyedeydi. Yapı sahibiyle birlikte kullanım amacı belirlenirken önce strüktürün sağlamlığından emin olunması gerekti. Yapının hafta sonu evi ve misafir ağırlama işlevi görmesi istendi. İki alan arasındaki kot farkları giderildikten sonra kayaların taranarak yüzey temizliği aşamalarına başlandı. Tasarım ilkesi olarak mekânın ana yüzeylerinde hiçbir yapay malzeme bulunmaması benimsendi. Kaya olmayan yüzeylerin ve proje gereği eklenen yüzeylerin bütünlüğünü bozmadan yüzyıllar öncesine ait bir algı verilmek istendi. Yüzeylerden elde edilen doğal topraklar farklı bileşenlerle birleştirilerek özel bir sıva üretildi. Bu sıva hem tasarımda yüzey bütünlüğü hem de tesisat konularında esneklik sağladı. Mağarada konforlu bir yaşam için teknik meselelerin çok iyi çözülmesi gerekiyordu. Bu anlamda en büyük sorun havalandırmaydı: mağara dediğimiz yapı, sonuçta canlı organizmalar barındıran topraktan oluşuyor. Yapının dışa açılan hiçbir penceresinin bulunmaması, hem yüzeylerin sağlıklı biçimde oksijen alması hem de kullanıcıların içerideki doğal nem ve havasızlıktan etkilenmemesi açısından büyük bir engeldi. Zeminin toprak olmasının avantajıyla, içeriye taze hava verecek ve kirli havayı dışarı atacak hava kanalları zeminden çıkarıldı; döşemeye yakın duvar yüzeyinden 6 üfleme ve 6 emiş menfezi sağlandı. Yılın her mevsiminde ideal sıcaklığa sahip mekân, tümüyle konforlu ısıtma ve soğutma sistemiyle istenen düzeye ulaşıyor. Islak hacimlerde de duvar ve tavan yüzeylerini korumak için aynı düşünce zeminden sürdürüldü. Yüzeyi delmek teknik olarak doğru olmadığından ve yüzey atmosferini doğru vermediğinden yerel aydınlatma zeminden tasarlandı; eğrisel strüktür bu aydınlatmayla daha güçlü hissediliyor. Aydınlatma alanları yemek masası ve mutfak tezgâhı gibi mobilyaların içine bütünleşik çözümlerle yerleştirildi. Akustik ses sistemi tasarımı da her iki alanı kapsayacak biçimde zeminden 8+2 ses ünitesiyle sağlandı; sahnede yüksek, şömine dinlenme alanında yumuşak bir ses dengesi kuruldu. Amorf yapıya sahip mağaranın zemin kaplaması, bilinen ölçülü malzemelere pek uygun değildi; doğallıktan uzaklaştıracak köşeli malzemelerden kaçınıldı. Amorf derzlerde tek parça dökme terrazzo kaplama kararı tasarıma uygun bulundu ve taze bir algı için beyaz çimento tercih edildi. Kullanılan taşlar bölgedeki farklı renk ve ocaklardan geliyor: dört ayrı ocaktan temin edilen kullanılmamış artık mermer ve taşlar tek tek elle dizilerek farklı boyutların uyumu sağlandı; böylece hurda mermerler bir geri dönüşüm projesi olarak değerlendirildi. Teknik meselelerin çözülmesi, hedeflenen nihai projenin yalnızca zeminiydi. Asıl amaç, bu görkemli hazır yapının otantik ruhunu modern olanla harmanlamaktı. Güçlendirmelerde doğal ahşap kullanmak ve karşıt renk ile dokularda malzeme tercih etmek tasarımın önemli bir ilkesiydi. Parlak ve beyaz düz lake uygulanan donatılarla mekânlar arasında sakin bir geçiş istendi. Sahne ve giriş alanında kullanılan demir güçlendirmeler elle yüzeyle aynı formda olacak şekilde uygulandı ve siyah renkle yüzeyden okunur kılındı; bu donatılar aynı zamanda statik açıdan oluşabilecek sorunlara karşı önlem olarak alındı. Şömine cephesinde amorf yüzeyle aynı ölçülendirmeyle siyah orman graniti tercih edildi. Ana tasarım zemini siyah–beyaz–bej renkler dengelenerek kuruldu; monotonluk bitkilendirme, kumaş tercihleri ve aksesuarlarla kırıldı. Tasarımın finalinde, bugün kullanılmayan bir yerde kullanıcının kendini sağlıklı, güvende ve keyifli hissedeceği bir yaşam alanı yaratılmaya çalışıldı. İnsanların yaşadığı alanların insana uygun niteliklere sahip olması savunuluyor: teknolojinin gelişimini yaşam alanlarımıza bütünlemek elbette gerekli, ancak mekânlarımızda dokunduğumuz malzemelerin doğamıza uygun olması gerekiyor.